AlsahBlog Reklâmları

AlsahBlog Reklâmları

Embed

Kara kışta ekin eken... Taşrada cinsellik ve siyaset

 

Kara kışta ekin eken...
'Alçaktan Uçan Güvercin' konusu itibarıyla güncelliğini koruyan bir roman. Öylesine güncel ki, romanın ilk sayfalarındaki gazete haberi sanki geçen haftanın medya manşetlerinden alınmış

Tarık Dursun K.

İlki geçen Ekim ayında düzenlenen Foça Edebiyat günlerine onur konuğu olarak Tarık Dursun K. davet edilmişti. “Edebiyat ve Sinema” başlıklı panele birlikte katılmış ve Tarık Dursun K.’nın sinema ve edebiyat kariyerinin en güzel kesişme noktalarından birisi olan ‘Alçaktan Uçan Güvercin’ üzerinde de durmuştuk. Yazar, 1977 yılında televizyon filmi için hazırladığı senaryoyu 1980 yılında roman halinde yayımlamış, gerek film gerek roman büyük bir başarı kazanmıştı... Yazının girişi edebiyat ve sinemanın aktüel ürünlerini izlemeyi sevenlere ilgi çekici gelmeyebilir. Oysa ‘Alçaktan Uçan Güvercin’ konusu itibarıyla güncelliğini koruyan bir roman. Öylesine güncel ki, romanın ilk sayfalarındaki gazete haberi sanki geçen haftanın medya manşetlerinden alınmış. 
Bakın nasıl başlıyor “Alçaktan Uçan Güvercin”in hikâyesi; “KEMALİYE (Özel) - On yedi yaşındaki M.Ç. adındaki genç kız, babasının Haydarbey köyü yakınlarındaki dağ çadırından kaçırılmış, İstanbul randevuevlerinde satılmak istenmiştir. Adapazarı’nda kurtarılan genç kız, babasının yanına gönderilmiştir… İlçe savcısı, M.Ç.’nin ilçe, il ve yakın ilçelerde 2 ay dolaştırıldığını ve bu sürede kendisine tecavüz eden 14 kişinin tutuklandığını, 2 kişinin de arandığını açıklamıştır.” 
Bu alıntıdaki yer adlarını değiştirdiğinizde geçtiğimiz haftaBartın’da, bir kaç yıl önce Mardin’de, Siirt’te yaşanan tecavüz vakalarını haber yapan yazılarla örtüştüğünü göreceksiniz... Çobanlık yapan babasının dağ başında kurulu göçer çadırından kaçırılan Menekşe’nin dramını konu edinen romanını yazarken Tarık Dursun K. da 1975 yılında gazetelere yansıyan bir haberden yola çıkmış ‘Alçaktan Uçan Güvercin’de Türkiye’nin yıllardan beri kanayan yarasını, erkek kimliğin belki de en utanç verici “karakteristiğini” objektif ve çarpıcı görüntülerle sergilerken olayın gerisinde yatan toplumsal gerçekliği de pek çok boyutuyla ele alıyor. 
On yedi yaşındadır Menekşe. Bir gece vakti yıkanmak için dereye gittiğinde saldırıya uğrar. Kaçırılır, ilçenin zengin ve güçlü işadamı ve yardakçılarına satılır, oturak alemlerinde kullanılır, defalarca tecavüze maruz kalır, başkalarına devredilir. İki ay süren bu zülümün sonunda geneleve satılmak üzere İstanbul’a götürülürken bir rastlantı sonucu kurtarılacak ve köyüne gönderilecektir. Hukuksal süreç başladığında devreye ilçe savcısı Fahri Ergün girer. Karısından ayrılmış, küçük oğlu ve yaşlı annesiyle yaşayan sakin, sessiz ama doğru bildiğinden şaşmayan bir adamdır. Sağlam ve tutarlı iddanamesiyle sanıkların ve avukatların mahkemede elini kolunu bağlamişsa da artık savcıyı hasım bilen sanıkların kirli planları vardır. Önce para ile kızın babasını satın alıp davadan vaz geçirtiler. Ancak Savcı kamu dasını geri çekmez. Bu kez savcının boşandığı karısının oynadığı filmlerin çıplak afişleri asılır kasabanın her yerine. Bu da yetmeyince, radikal ve bildik bir tuzak devreye girecektir… 
Özetlerken doğrusal bir zaman akışı kullandım; oysa romanın parçalı ve dinamik bir kurgusu var. Sinemanın içinden gelen, senaryo yazmak kadar yönetmeyi de bilen Tarık Dursun K. bu romanında sinema tekniğinden yararlanmış. Menekşe’nin başından geçenlere, Savcı İlhan’ın hayatına, kasabaya ve kasaba zengini Necip Çetin’e çevirdiği kamera göz zaman zaman mahkeme salonuna ve dava sürecine çevriliyor. Böylelikle hem belgesel bir nitelik hem tarihsel bir derinlik hem –ağdalanmayan- dramatik bir ağırlık katmış hikayesine. Kurgudaki başarısına hikâye etme becerisini de ekleyelim. 

Taşrada cinsellik ve siyaset 
Türk romanında taşranın ele alındığı pek çok romana rastlıyoruz. Şaşırtıcı olan bu romanların hemen hepsinde kadın erkek ilişkilerinin ve cinselliğin öne çıkmasıdır. Tam da „bastırılanın geri dönüşü“ diyebileceğiiz bir durum. Koyu karanlığa gömülmüş mahremiyeti, bilip de bilmezden gelmeklikle çevrilmişliği ve yegane meşru biçiminin geleneksel evlilik olduğunu her an hatırlatan sessiz ama buyrukçu diliyle taşra hayatının en sorunlu alanı, hiç kuşkusuz cinselliktir. Meşru cinselliğin dışındaki her tür cinsel etkinlik, cinsel heyecan, hatta cinselliğin her türden dillendirilişi, her yerde olduğundan daha radikal bir reddiye ile yasak bölgeye itilmiştir taşrada. Bu durumda, özellikle küçük yerleşim merkezlerinde cinsellik nesnesi ya dışarıdan gelmiş yabancılar ya da zaten fuhuşa sürüklenmiş kadınlardır ki, söz konusu çözümün tarihi çok eskilere, Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Hikayeleri’ne kadar uzanır. 
Henüz genelevlerin açılmadığı, fuhuşun resmiyet kazanmadığı küçük yerleşim yerlerinde, köy köy, kasaba kasaba gezdirilen Yatık Emine’lerin, Sarı Bal’ların, Tatar Kızları’nın oynatıldığı, “kasabanın en hovardalıkla şöhret almış delikanlılarının, zenginlerinin bile kenar mahallelerde, bağ kulelerinde yaptıkları alemlerde ‘ha jandarma duydu, ha deveciler basacakmış’ diye seksen türlü yürek çarpıntısı içinde” katıldığı oturak alemleri, erkekler dünyasının acımasızlığı, ilk deneyimlerini yaşayacak delikanlıların heyecanı, o heyecanla kadınların kaderlerine sessizce boyun eğmişliğin yarattığı tezat –Refik Halit Karay, Sabahattin Ali, Reşat Nuri Güntekin, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt, Kemal Bilbaşar, İlhan Engin, gibi- pek çok yazarın hikaye ve romanlarında çarpıcı sahnelerle canlandırılır. Bu tarzın örf ve adetlere uydurulduğu durumlarda bulunan çözüm ‘eğreti gelin’ler ya da konaklarda küçük beylerin hizmetine verilen sahipsiz beslemelerdir. 

Yozlama, sığlık ve sahtelik 
‘Alçaktan Uçan Güverin’in merkezinde bir tecavüz vakası yerleştirilmiş. Ancak -1970’lerde, geçmişte ve günümüzde- bir tecavüz vakası asla tek başına ele alınabilecek bir olay değil. Nitekim Tarık Dursun da bu olayı o zamanı Türkiye’sininin siyasi, ekonomik ve toplumsal ilişkileriyle kuşatarak ele alırken taşranın güç ilişkilerine odaklanıyor. Edebiyatın isyanına rağmen kadına yönelik şiddetin, törene çevrilen tecavüzlerin hâlâ sürüp gitmesi, -artık adını koymak gerekiyor- bir erkek geleneğine dönüşmesi, kollanması ve korunması kuşkusuz bir güç ilişkisini ve bu ülkenin güçlüler tarafından yönetildiğini gösterir. Sadece sınıf ilişkilerinde değil, ırk, dil, din, mezhep ve cins farklılıklarında da hemen açığa çıkan güç ilişkilerinin belki de en tiksindirici yanı zayıfı ve mazlumu değil güçlüyü ve zalimi koruyan mekanizmalardır. ‘Alçaktan Uçan Güvercin’de bütün bu mekanizmaları, her sınıf ve tabakadan insanın yozlamasını, sığlığı ve sahteliği bulacaksınız. 

ALÇAKTAN 
UÇAN GÜVERCİN 
Tarık Dursun K. 
Yapı Kredi Yayınları 
2012, 200 sayfa, 14 TL.

AlsahBlog Reklâmları
Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !